Bütün toplumların kendilerine gerekli olan eğitim sistemlerini belirlediklerinden, sanayi toplumlarının da, daha öncelerde ki tarım toplumunun eğitim sistemlerini bırakarak, kendilerine gerekli olan insan tiplemelerini oluşturmaya meydana getirmeye çalışmıştır.
Burada yetişkinlerin öncelikli olarak büyük fabrika yaşamlarına uyum sağlamaları zorunluluğu gören sanayicilerin, insanların toplu olarak eğitimlerine çocuk yaşta başladılar. Öncelikli olarak, fabrikada ki hayatlarında gerekli olan bilgilerin öğretilmesiyle çalışılmıştır. Bunlardan ilk olarak okumanın öğrenilmesi, sonrasın da yazma, hesaplamalar ve biraz da tarih bilgilerinin yanı sıra; sağlam bir dinleyici olmayı, sözleri dinlemeyi, büroda verilen görevlerinin eksiksiz tamamlanması gibi görevlerin öğretilip gösterildiği, bununla birlikte hiçbir zaman bıkmadan, bir şeyleri severek yapmayı da öğrenmek yeterli olmuştur.
Öğrenmenin alanları yüzyıllar boyunca hiç değişmedi. Görülmekte olan bireysellikten çok uzak olan grupların, sınıfların veya okul biçimlerinin oluşturulduğu görüldü. Bütün öğrencilerin asker gibi sıralanmakla birlikte, birisinin diğer başka birinin ensesine bakacak biçimde oturtulmuş olmaları; kara tahtaların önlerinden, zavallı öğrencilerden daha yüksek bir yeren konferans vermeleri gibi olmayan bilgilerini aktarmakta olan otoriter öğretmenlerin eğitim sistemi için vazgeçilmez birer unsuru oldular. Her sınıfların ve de okullardaki farklı üniformalı öğrencilere o an ve ilk öğretilenler aynı oldu.
mehmet kızılkayaUygun ve sert adımlarla marş marş’la birlikte yürümek, yağmur çamur denilmeden saatlerce esas duruşlarda bırakılmaları, zil sesleri ile belirlenmiş olan vakitlerin aralıklarında, önceden belirlenmiş olup müfredata göre anlatılanları sessizce dinlemek.
Kendi tarihlerimizden uzak, toplumlarımızın gerçeklerinden ve değerlerinden uzak, öğrencilerin ilgi duymadıkları konuların, sözlü, yazılı veya ezberden olarak tekrar edebilmeleri, çocukların öğrencilerin başarı ölçütü olmuştur.
Sanayileşmiş olan kapitalist ve komünist ülkeler, gelişmiş, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler, kuzeyde ki ve güneyde ki bütün ülkelerin eğitim kurumlarının, fabrikadan farksız bir şekilde çalışmalarına devam etmekte olup,fabrika hayatlarına uyum sağlayacak aynı tornalardan çıkacak insanlar yetiştirmektedirler.
Bilginin, elektroniğin ve de haberleşmelerin gelişimleri sonuçlarında meydana gelen sanayi sonrasında toplumda ciddi bir takım gelişmelerin olduğu da görülmüştür. Özellikle iletişimin gelişmesiyle bilgilerin oluşması ve yayılması da çok hızlı bir şekilde meydana gelmiştir. Bilgilerin meydana gelişi ve oluşu hayal güçlerimizin çok çok ötesine geçti. Fabrikaların da büyük bir otomasyon dönemlerine geçildiği de gözlerden kaçmamıştır.
İnsanoğlu ile makinelerin arasındaki ilişkilerin değişime uğradığı görülmektedir. Enerji, petrol ve hammadde kaynaklarından yoksun olan ülkeler (başta Japonya) bile, bilgileri kendi denetimlerinde tutabildiklerinden dolayı, öteki ülkelerden daha güçlü bir duruma gelmişlerdir. Böylelikle bilginin gücü de her geçen gün daha çok arttı.
İnsanoğlunun, son iki üç yüz yıla damgalarını vurmakta olan sınıfların, dinin, mezheplerin, ırkların, ulusların, mezheplerin, cemaatlerin ve etnik kavramların yeniden sorgulanmaya başlanılması da büyük bir gerçektir.
Eğitimliliğin, birer iyi vatandaş olmayı, iyi insanlar olmayı, evrensel doğruluk gibi kavramların değişmesi oldu. Ekonomik kalkınmalarla beraber toplumsal ilerlemeler gibi konularda, evrensel modellerin örnek alınmayacağı tartışmaları başlanmıştır.
Sanayi toplumlarında üretimlerin öncelikli olmasıyla birlikte, sanayi sonrası toplumlar da öncelikli olan tüketim olmuştur.
Bütün her şeyi belirleyen tüketimler olmuştur.Böylelikle ekonomilerin hepsi de tüketim ekonomisine dönüşüldü.
İnsanoğlunun daha çok tüketebilmesi için çalışmalara başlatıldı. Bunlarla birlikte dev bütçeli reklamların kampanyaları oluşturuldu.
İnternet, telefon ve televizyon olanaklarıyla birlikte yolları olmayan en uç yerleşim birimlerine bile ulaşılmayı başarılarak, tüketim ekonomilerine fazlasıyla hizmet verilmeye devam edildi. İhtiyaçlarımız doğrultusunda algılamadığımız bir sanayi ürününün, ihtiyaçlarımızın olduğuna inandırabilmeleri adına ciddi örgütlenmeler meydana getirildi.
Hepimizin evlerinde plastik tabakların ve bakır kapların değiştirilmesine neden olunmuştur. Modanın da aracılığıyla birlikte kullanım ömürlerin neredeyse beşte birini kadar zamanda değiştirilen giysilerin, buzdolapların, televizyonların, koltuk takımlarının ve evlerinizi anımsamanız gerekir.
Sanayi sonrasında toplumların sanayicilerinin (daha fazla tüketimleri için) yapamayacağı ve de yapmayacakları hiçbir şey yoktur. Başta kendi ülke insanlarını tüketimlere özendirirler. Bunlar yetmediği süre zarfında, diğer bütün ülkelerin emperyalist güçlerini ve işbirlikçi sermayeleriyle iletişimde olarak,o ülkelerin de insanlarını tüketime alıştırmaktan geri kalmıyorlar.
Dünya da yeryüzünde bütün ülkelerde tüketim ekonomisi, adeta doymak bilmeyen bir canavar olmaya başlamıştır. Tabi bu ekonomik saldırılara karşı koymak isteyen ülkelerin de (ekonomik çöl bölgeleri) olarak ortaya atılmıştır. Bu ekonomik çöl bölgelerinin, Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devleti (ABD) öncülüklerinde, ekonomik çöllerinden de ekonomiye kazandırılması projeleriyle, öncelikli olarak da şuan da ve her zaman olduğu gibi Dünya’nın beyni motoru sayılan Ortadoğu’da , “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) “ ile başlatılmasıdır.
Aydınlanma dönemlerinde yaratıldığı sosyalizme, laikliğe, pozitivizme, akılcılığa, kapitalizme, teknolojiye ve sanayi toplumlarının değerlerine karşı oluşturulan ve bu değerlerin yeniden sorgulayan “Post Modern” dönemlerin de, Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi olarak da nasibini almıştır.
Komşularımızda ve çevre ülkelerde ki savaşların ve en önemlisi de Türkiye Cumhuriyeti Ülkemizde ki kargaşaların nedenleri, yeni ekonomik dönüşümlerinin(Post Modern) gereklerinden olduğu da apaçık ortadadır.
Tüketim ekonomilerinin yaşayabilinmesi için dünyaya yeni düzenlerini vermeyi amaçlayanların, ulusal değerlerimizi yeniden tekrardan gözden geçirilmesi gerektiğini istemektedirler.
Köhnenmiş paslanmış eğitim sistemlerinin yerlerine daha çağdaş olanı getiremiyorsanız, her zaman, her dönem, her eğitim öğretimin başlangıcında; dersliklerin olanaklarını, öğretmenlerin sorunlarını, okuldaki öğretmen ve öğrencilerin şiddetlerini tartışmaya devam edeceksiniz.

“Mehmet Kızılkaya” İstanbul/Cihangir

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.